II. ULUSLARARASI OSMANLI İZLERİ SEMPOZYUMU
II. INTERNATIONAL OTTOMAN TRACES SYMPOSIUM
17- 18 ARALIK 2021
DECEMBER 17-18, 2021
"BALKANLAR"
BALKANS
BİLDİRİ KİTABI
Trakya Üniversitesi
EDİRNE / TÜRKİYE
Trakya University
EDIRNE / TURKEY
T.C.
TRAKYA ÜNİVERSİTESİ
Bütün hakları saklıdır. © 2022. Trakya Üniversitesi
Bu eserin bir kısmı veya tamamı Trakya Üniversitesi Rektörlüğü'nün izni olmadan hiçbir şekilde
çoğaltılamaz, kopya edilemez.
II. ULUSLARARASI OSMANLI İZLERİ SEMPOZYUMU BİLDİRİ KİTABI
Sempozyum Başkan ve Yardımcıları / Chairman of Symposium and Vice Chairmans
Assoc. Prof. Dr. Mustafa Hatipler
Assist. Prof. Dr. Tülay Canıtez
Assist. Prof. Dr. Esin Benian
Editörler / Editorial Board
Assist. Prof. Dr. Tülay CANITEZ
Assist. Prof. Dr. Esin BENİAN
Assist. Prof. Dr. Selin ARABULAN
ISBN: 978-975-374-319-8
Trakya Üniversitesi Yayın No: 275
Baskı Tarihi: Mart 2022
Trakya Üniversitesi Matbaası
50 adet basılmıştır.
Kapak Tasarımı / Cover Design
Res. Assist. Dr. Tuba HATİPLER ÇİBİK
Onursal Başkan / Honorary Chair
Prof. Dr. Erhan TABAKOĞLU (Rector of Trakya University)
Bilim Kurulu / Scientific Committee
Prof. Dr. Abdullah Atıyye Egypt
Prof. Dr. Adnan İsmaili Macedonia
Prof. Dr. Adil Oğuzhan Turkey
Prof. Dr. A. Gülçin Küçükkaya Turkey
Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar Turkey
Prof. Dr. Ahmet Hamdi Zafer Turkey
Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir Turkey
Prof. Dr. Emel Gönenç Güler Turkey
Prof. Dr. Engin Beksaç Turkey
Prof. Dr. Evgeni Velev Bulgaria
Prof. Dr. Fehim Huskoviç Serbia
Prof. Dr. H. Burcu Özgüven Turkey
Prof. Dr. İbrahim Numan Turkey
Prof. Dr. İlter Büyükdığan Turkey
Prof. Dr. Khaled Tadmori Lebanon
Prof. Dr. Kujtim Elezi Macedonia
Prof. Dr. Levent Kayapınar Turkey
Prof. Dr. Mehmet Bülent Uluengin Turkey
Prof. Dr. Murat Türkyılmaz Turkey
Prof. Dr. Murat Çetin Turkey
Prof. Dr. Mustafa Aykaç Turkey
Prof. Dr. Müberra Gürgendereli Turkey
Prof. Dr. Mümün Tahir Bulgaria
Prof. Dr. Nadide Seçkin Turkey
Prof. Dr. Numan Oruç Macedonia
Prof. Dr. Nurcan Metin Turkey
Prof. Dr. Oktay Ahmet Macedonia
Prof. Dr. Selim Hilmi Özkan Turkey
Prof. Dr. Süleyman Baki Macedonia
Prof. Dr. Uğur Tanyeli Turkey
Prof. Dr. M. Zeki İbrahimgil Turkey
Prof. Dr. Yegan Kahya Turkey
Assoc. Prof. Dr. Adriatik Derjaj Albania
Assoc. Prof. Dr. Aktan Ago Macedonia
Assoc. Prof. Dr. Ayten Erdem Turkey
Assoc. Prof. Dr. Esma Mıhlayanlar Turkey
Assoc. Prof. Dr. Filiz Umaroğulları Turkey
Assoc. Prof. Dr. İbrahim Kamil Turkey
Assoc. Prof. Dr. İbrahim Kelağa Ahmet Turkey
Assoc. Prof. Dr. Kiriakos Amoutzas Greece
Assoc. Prof. Dr. Muhammed Enes Kala Turkey
Assoc. Prof. Dr. Muhammed Hüküm Turkey
Assoc. Prof. Dr. Mustafa Hatipler Turkey
Assoc. Prof. Dr. Nerman Rustempašić Bosnia and Herzegovina
Assoc. Prof. Dr. Semiha Kartal Turkey
Assoc. Prof. Dr. Spartak Kadiu Albania
Assoc. Prof. Dr. Valentin Kitanov Bulgaria
Assoc. Prof. Dr. Xhemile Abdiu Albania
Assist. Prof. Dr. Abaz Dizdaroviç Montenegro
Assist. Prof. Dr. Esin Benian Turkey
Assist. Prof. Dr. Rıfat Gürgendereli Turkey
Assist. Prof. Dr. Tülay Canıtez Turkey
Assist. Prof. Dr. Vlora Navakazi Kosovo
Dr. Ethem Baymak Kosovo
Dr. Urtis Harris Albania
Düzenleme Kurulu / Organization Committee
Prof. Dr. Murat Türkyılmaz
Prof. Dr. H. Burcu Özgüven
Prof. Dr. Müberra Gürgendereli
Assoc. Prof. Dr. Mustafa Hatipler
Assoc. Prof. Dr. Semiha Kartal
Assoc. Prof. Dr. Esma Mıhlayanlar
Assoc. Prof. Dr. Filiz Umaroğulları
Assist. Prof. Dr. Tülay Canıtez
Assist. Prof. Dr. Esin Benian
Assist. Prof. Dr. Selin Arabulan
Assist. Prof. Dr. Arif Mısırlı
Inst. Dr. Banu Gökmen Erdoğan
Inst. Burak İşçimen
Inst. Funda Selvi
Inst. Nur Keskin
Inst. Nurgül Sarsılmaz
Inst. Sena Daşkıran
Res. Assist. Dr. Tuba Hatipler Çibik
Res. Assist. Saygın Alkan
Sempozyum Sekretaryası / Symposium Secreteriat
Inst. Dr. Banu Gökmen Erdoğan
Inst. Funda Selvi
Inst. Nur Keskin
Res. Assist. Dr. Tuba Hatipler Çibik
Adres / Address
Trakya Üniversitesi / EDİRNE
Trakya University / EDIRNE
e-mail:
[email protected]
web: https://osmanliizleri.trakya.edu.tr
Edirne, kadim bir şehirdir. Bu kadim şehir tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış,
birçok önemli olaya tanıklık etmiştir. Osmanlı medeniyetinin bu topraklarda kök salıp
yeşermeden önce de birçok Türk boyu, bu kadim şehri yurt edinmiş, burada yaşamış ve Türk
izlerini bu topraklara bırakmıştır. Edirne’yi başka bir şehir yapan, ona ruh katan ve onu tarih
sahnesine baş aktör olarak konumlandıran ise hiç şüphe yok ki Osmanlı Devleti’dir. 1361’de
fethedilen Edirne, başkent olmuş; barış, adalet, merhamet gibi tüm güzellikleri içerisinde
barındıran medeniyetimizin temellerinin atıldığı topraklar olmuştur. Buradan Balkanları ve
İstanbul’u fetheden ordu hareket etmiş, İslam’ın en güzel mimarisi Selimiye’nin minareleri
yükselmiş; Fatih’ler, Sinan’lar, Levni’ler yetişmiş; üzerine casusluk oyunları oynanan renklerin en
güzeli Edirne Kırmızısı doğmuştur.
Edirne’de Osmanlı’nın beylikten imparatorluğa geçişinin tüm izleri görüldüğü gibi medeniyetin
inşası da izlenebilir. “Komşum daha siftah etmedi, diğer alışverişini oradan yap.” diyen ahlak;
farklı din, dil ve ırktan insanın barış içerisinde yetiştiği hoşgörü, Sultan II. Bayezid Külliyesi’ndeki
insana verilen değer ve sosyal devlet anlayışı Edirne’de gönüllere yerleşmiş, kök salmış ve
tarihte iz bırakmıştır.
Edirne denince akla sadece sınırları bugünkü haliyle çizilmiş bir şehir gelmez akla. Edirne
denince Eski Zağra gelir, Filibe gelir, Ohri gelir, Manastır gelir… Balkanlarda gördüğümüz
medeniyetimizin eserleri ve etkileri aslında Edirne’de doğan ruhun silinemez izleridir. Cüz, küllün
izlerini taşır. İzler, doğru takip edildiğinde asli unsura götürür. Trakya Üniversitesi olarak bu
bilinçle bir hazine arayıcısı, bir medeniyet avcısı gibi atalarımızın bıraktığı izleri takip ediyoruz ve
günümüze taşıyoruz. Topraklardan önce gönülleri fetheden ecdadımız gibi Balkanlarda köy
köy, okul okul, kapı kapı gezerek dokunmadık gönül, basmadık toprak bırakmayacağız.
Kayıtlı 56 medresenin ilmî mirasçısı Trakya Üniversitesi, kök saldığı toprakların gücü ve tarihsel
birikimi ile bugün kendisini Balkanlar konusunda uzmanlaşmaya adamış bir üniversitedir.
Balkanlarla paylaştığımız eğitim ve sağlık alanındaki yetkinlik ve gücümüzü Teknopark
modelimiz ile teknoloji ve AR-GE alanlarında da çeşitlendireceğiz. Kalıcı Genel Sekreteri ve
Daimi Yönetim Kurulu Üyesi olduğumuz Balkan Üniversiteler Birliği’ni de kısa süre içerisinde 100
üye üniversiteye ulaştırarak Avrupa’nın ve dünyanın en etkin üniversite birliklerinden birine
dönüştüreceğiz. 84 ülkeden 5600 uluslararası öğrenci sayımızı salgının getirdiği olumsuzluklara
rağmen 2023 yılında 10 bin öğrenciye ulaştıracağımıza yürekten inanıyorum. Dış İşleri
Bakanlığımız, TİKA, YTB, Yunus Emre Enstitüsü ile yakın çalışmalarımızın yanı sıra Balkan
ülkelerinin çeşitli bakanlıkları ile yapmış olduğumuz görüşmeler ve iş birlikleri ile ülkemizin dış
politikasına da katkı sağlıyoruz.
Tüm bu çalışmaların içerisinde olan ve bu mirası sahiplenen Trakya Üniversitesine en çok
yakışan merkezlerden biri de Osmanlı Medeniyeti Çalışmaları Uygulama ve Araştırma
Merkezi’dir. Merkezimiz kuruluşundan bugüne pek çok önemli faaliyet gerçekleştirdi. Bu
faaliyetlerin en sonuncusu ise II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu “Balkanlar” oldu.
Amerika’dan, Almanya’dan, Balkanların pek çok ülkesinden iki gün boyunca birbirinden
kıymetli bildirilerin sunulduğu, Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın davetli konuşmacı olduğu, baştan sona
sanat ve bilim dolu bir programa imza atan Merkez Müdürümüz Dr. Öğr. Üyesi Tülay Canıtez,
Sempozyum Başkanı Doç. Dr. Mustafa Hatipler ve katılımcılarımız başta olmak üzere emeği
geçen herkese teşekkürü bir borç bilirim. Elinizde tutmuş olduğunuz II. Uluslararası Osmanlı İzleri
Sempozyumu “Balkanlar”-Bildiriler Kitabı’nın da Trakya Üniversitesinin Balkanlara yönelik
yapmış olduğu çalışmalara önemli katkı sunacağına ve araştırmacılar için kaynak niteliği
taşıyacağına olan inancımı ifade eder, selam ve saygılarımı sunarım…
Prof. Dr. Erhan TABAKOĞLU
Trakya Üniversitesi Rektörü
Trakya Üniversitesi olarak, temelleri: “Adalet ve merhametle zulmü kaldırmak” hedefi ile atılmış
olan 6 asırlık bir cihan devletinin izlerinin ardından, Rumeli’nin günümüzün en büyük Şairi Ethem
Baymak’ın dizelerinde betimlediği “Yaşlı çınarın ince dalı” olarak çıktığımız; uzun ve onurlu bir
yürüyüşün, meşakkatli ve zor bir yolculuğun ikinci büyük adımını atmış olduk.
Yahya Kemal’in: “Her yaz şimâle doğru asırlarca bir koşu” diye yazdığı o asırlarca süren koşu,
ardında başta Balkan coğrafyası olmak üzere 3 kıta 7 iklimde, adalet ve istimaletle kök salıp,
kalb-i selim, akl-i selim ve zevk-i selim filizlenip büyüyen bir medeniyet, dünyaya barış ve
kardeşliği öğreten bir medeniyet bırakmıştır.
Bu medeniyetin izlerinde, Güney Afrika’dan Viyana’ya, Yemen’den Kırım’a kadar uzanan
coğrafyada; sayısız şehirler ve bu şehirlerde sayısız eserler vardır… Kapısında hâlâ Sultan
Abdülhamid Han’ın tuğrası bulunan, Yemen Sana’da Bekiriye Camii’nden dünün mümtaz
eyaleti Kırım’a, 1552 yılında, Kırım Hanı I. Devlet Giray Han'ın Moskova'ya düzenlediği seferden
zaferle dönmesinin şerefine, Mimar Sinan tarafından edilen Cuma Han Camii’ne, yine
geçmişte Garb Ocakları olarak adlandırdığımız Kuzey Afrika’dan, Cezayir’de, 1534 yılında inşa
edilen Safir Camii, Trablusgarb’da 1551 yılında inşa edilen Turgut Reis Camii, Tunus’ta, 1614
yılında inşa edilen Dayı Yusuf Camii’nden hala aşk köprüsü olarak bilinen Vişegrad’daki
Dirina köprüsüne, Capetown’da Sultan Abdülhamid’in yaptırdığı Nuru-l Hamidiye
Camii’nden Akkerman Kalesi Bayezid Camii’ne, Hicaz demiryollarından Rumeli
Demiryollarına, Mısır Kahire'de 1571'de inşa edilen Sinan Paşa Camii’nden Belgrad Bayraklı
Camii’ne, Bağdat’ta 1578 yılında inşa edilen Murad Paşa Camii’nden muhteşemliğin simgesi
Edirne Selimiye Camii’ne, Şam’da, 1559 yılında inşa edilen Süleymaniye Külliye’sinden ilim
ocağı olarak bilinen Gazi Hüsrev Bey Külliyesi’ne kadar bunları saymak istesek, buna bu
konferansın süresi yetmez.
Kaldı ki bu medeniyet bu mimari yapılardan ibaret değildir. Tarihe: “Herkesin kendi asması ve
incir ağacının altında, barış içinde yaşaması” olarak geçmiş olan, ötekileştirmeden, farklılıkların
bir zenginlik olarak algılandığı “birlikte yaşam kavramı da” bu medeniyetin izlerinde saklı olan
en önemli hususlardan biridir. Kısacası Rahmetli Cemil Meriç’in ifadesiyle: “Bizim medeniyetimiz
Süleymâniye’de kubbe, Itrî’de nağme, Bâkî’de şiirdir.”
İşte bu medeniyetin izlerinde yol almaya çalışan Osmanlı Medeniyeti Çalışmaları Uygulama ve
Araştırma Merkezi olarak bu yıl ki sempozyumumuzun temasını “Balkanlar” olarak belirledik. Bu
sempozyumda, Balkanlar mimarîden yönetime, ekonomiden musikiye, giyim-kuşamdan
mutfak kültürüne, edebiyat ve sanattan spora kadar çok disiplinli bir yaklaşım içinde ele
alınacaktır. Balkanlar, tarih boyunca farklı kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Tarihçiler: “Güneyde Kythira adası (Mora ve Girit arasında)na, kuzeyde de Tuna ve Sava’ya
ulaşan, oradan Akdeniz’e uzanan bir yarımada” diye tanımlamıştır Balkanları. Yılmaz
Öztuna’ya göre Balkanlar; “Avrupa kıtasının güneyinde Akdeniz’e doğru uzanan üç büyük
yarımadadan en doğuda olanıdır.”
Anadolu’nun, Selçuklu öncesi İslam dünyasındaki adı Roma İmparatorluğu’nun ülkesi olması
itibarıyla “Bilâd-ı Rum” ya da “Memleketü’l Rum”dur. Bu tabir Selçuklular sonrası dönemde de
Roma İmparatorluğu’na ait bölgeler için kullanılmıştır. Bu tarihten bir müddet sonrasında, bu
kavram, Balkan Yarımadası için de kullanılır olmuştur. Osmanlı Devleti, o zaman mevcut Roma
İmparatorluğu’ndan aldığı Balkan toprakları için işte bu “Romania”’dan esinlenerek Rum-ili
adını vermiştir.
Adına ister Balkan, ister Güneydoğu Avrupa densin o toprakların bizim tarihimizdeki adı
“Rumeli” hatta “Rumeli i Şahane” olmuştur. Osmanlı döneminde “Rum ili” hem bir coğrafi
bölge hem de sınırları genişleyen bir idari birim olarak kullanılmıştır. Öyle ki Rumeli devletin idari
yapısında her zaman birinci sırada yer almıştır. Mesela Rumeli Beylerbeyi Anadolu beylerbeyi
ve diğer beylerbeylerinden daha önce gelir. Keza Rumeli Kazaskeri Anadolu Kazaskerinden
daha öncedir.
Bizim Balkan maceramız; Osmanlı’dan çok önce, IV. yüzyılda, Hun Türklerinin bu topraklara
gelmesiyle başlamıştır. Bundan çok sonra Anadolu Selçuklu hükümdarı II. İzzettin Keykavus’un
mahiyetiyle birlikte Dobruca’ya yerleşmesiyle farklı bir boyut kazanmıştır. Ki bu yerleşimde,
hükümdarın mahiyetinde sonraları Rum-ilinin her yerinde mekânı, türbesi olacak olan Sarı
Saltuk vardır. Yahya Kemal’in “Maverâda Söyleniş” isimli şiirinde:
“Geldikti bir zaman Sarı Saltık’la Asya’dan
Bir bir Diyar-ı Rum’a dağıldık Sakarya’dan” diye betimlemesi bundandır. Bundan sonra bizim
için Balkanlar; 1354 yılında Gazi Süleyman Paşa ile Anadolu yakasında Çanakkale-Çardak’ta
Salbaş Mevkii’nden, Avrupa yakasında Şükürtepe mevkiinden başlar... Yani Süleyman Paşa
komutasındaki askerlerin Gelibolu’ya Çimpe kalesine geçtikleri günden başlar...
O nedenle bizim için Balkanlar, Gazi Süleyman Paşa’dır, Lala Şahin Paşa’dır, Gazi Evrenos’tur,
Hacı İlbey’dir, Gazi Yakup Ece’dir, Gazi Fazıl’dır, Seyit Ali Sultan’dır, Rüstem Baba’dır, Kosova
ovasına yüreğini eken Sultan Murat’tır, Zigetvar Kalesi önüne kalbini gömen Kanuni Sultan
Süleyman’dır. Bizim türküsünü buruk bir sevinç ve hicranla söylediğimiz, Plevne Kahramanı Gazi
Osman Paşa için “akmam” diyen, “etrafımı yıkmam” diyen ve akıncıların atlarına su verip,
geçip gitmeyi rütbe ve kıdem saydığı, Suzi Çelebi Gazavatname’sine göre Mihaloğlu Gazi Ali
Bey’in üzerinden tam 330 defa geçip gittiği Tuna’dır Balkanlar…
Bizim için Balkanlar, beyaz Kule’siyle Vardar Nehri’yle, Vardar Ovası’yla, 3. Ordu’suyla
Selanik’tir. 1897 Teselya Savaşı sonucunda geri alındığında Eyüp Bahariyesindeki
Mevlevihane’de Zekai Dede Efendi’nin “Yenişehir Yenişehir yine aldık seni” diye besteler
düzenlediği Larissa’ (yani Yenişehir)dır. Rodop dağlarıyla Karasu’yla İskeçe’dir, Paşmaklı’dır,
Drama’dır, Serez’dir, Florina’dır.
Demir Babasıyla Razgrad’tır, Osmanlı Devleti’nin 2. ordusunun karargahı olan Şumnu’dur,
Levent Tabya’sıyla Rusçuk’tur, Akyazılı Sultan Dergahı’yla Varna’dır, Mimar Sinan’ın eseri olan
Esmahan Sultan Camii ile, ahşap sakıflı, gül bahçeleriyle Mangalya’dır Balkanlar…
Vodno Dağıyla, Fatih köprüsüyle, Mustafa Paşa Camii’yle, Üsküp’tür Balkanlar, Vrutok’tan
fışkıran suyuyla Vardar’dır, başını Galiçitsa dağına yaslamış olan Pir Hayati Baba’sıyla Ohri’dir.
Bayraklı Camii ve kalesiyle, hakkında en çok şiir yazılan şehirlerden olan Belgrad’tır Balkanlar…
Hani üç defa alınıp geri verilen, 1739 da tekrar alındığında, alınması, Belgrad fatihi olması
itibariyle, İvaz Mehmet Paşa’ya, Osmanlı hanedanı dışında hiç kimsenin atla giremediği
Osmanlı Sarayı Bab-us Selam kapısından, “Madem ki Belgrad tekrar alınmıştır ve madem ki
İvaz Mehmet Paşa’nın bunda dahli vardır, mübarek ola, öyleyse açılsın Bab-us Selam kapısı,
Paşa atıyla gelsin” diye Sultan 1. Mahmut’un iznine nail olacak kadar önemli olan Belgrad’tır
Balkanlar…
Gazi Mestan ovasıyla Kosova’dır, Sofu Sinan Camii’yle Prizren’dir Balkanlar.
Bizim için; Mimar Hayrettin’in 1566 yılında, tam 456 kalıp taştan yaptığı ve 19 metre
yüksekliğinde ve 28.6 metre açıklığında olan ve bazılarının; “taş kesilmiş hilal”, bazılarının “kavz-
ı kuzah”, bazılarının da “kudret kemeri” olarak isimlendirdiği Mostar köprüsüdür, Mostar’da
Karagöz Camii’dir, Neretva nehridir Balkanlar… İçindeki Fatih Sultan Mehmet Camii ile Elçi
İbrahim Paşa Medresesi ile Beylerbeylerinin kenti, vezirlerin şehri olan Travnik’tir.
Ayvaz Dede’siyle, İgman dağının altından kaynayan Bosna nehriyle, Zelyenitsa’nın suladığı
yeşil düzlüklerin dibinde ve Trebeviç’in aşağısında, Milyaska’nın iki yanındaki tepelere doğru
yükselerek kurulan ve Sultan Camii ile, Konak ile, Bedesteni ile, Morica hanı ile Gazi Hüsrev Bey
Camii ve Başçarşı’sıyla Saraybosna’dır Balkanlar….
Ebul Hayr Rûmi’nin Saltukname’sinde “imdi Rum’u her kim ki zapt itmek isterse Endiriyye’de
karar duta ...” diye bahsettiği, “diyarı Rum’un Mekke”si olarak tarif ettiği Eski Camii, Yine Ebul
Hayr Rumi’nin diyar-ı Rum’un Kudüs –ü Şerifi’dir dediği Üç Şerefeli Camii, Sultan II. Murat’ın
Mevlana Hazretleri’ne hediyesi olan Muradiye Camii, “Pehlivanlık güreşte başkasını yenmek
değil, nefsine karşı kendini yenmektir” diyen Ahçı Yahya Efendisi’yle 2. Beyazıt Külliyesi,
köprüleri, hanları, hamamları, tekkeleri, çarşılarıyla Edirne’dir Balkanlar.
Bu sempozyumun tarihin: “Darül karar”, “Darun nasr” ve Darül meymene” olarak yazdığı,
Odrisler’den, Traklar’dan, Romalılar’dan ve Osmanlılar’dan günümüze kadar sayısız ulusların
ve sayısız kültür değerlerinin harman olduğu, gerçek anlamda medeniyetlerin kesişme noktası
olan Edirne’de yapılıyor olması ayrı bir onur vesilesidir. Bu onuru perçinleyen bir diğer husus da
bu sempozyumun bölgenin ve ülkemizin en büyük üniversitelerinden biri olan Trakya
Üniversitesi tarafından yapılıyor olmasıdır.
Trakya Üniversitesi, genç ve dinamik rektörü ve ekibiyle, “Geleceğe Köprü” düsturunu, her
çalışmada olduğu gibi Osmanlı İzlerinde de kararlılıkla sürdürmektedir. I. Uluslararası Osmanlı
İzleri Sempozyumu’nun hemen ardından Osmanlı Medeniyeti Araştırma ve Uygulama
Merkezi’nin tesis edilmesi ve bu merkezimizin çok değerli Müdiresi Tülay Canıtez hocamızın
salgının bütün şiddetine inat güzel çalışmalar ortaya koyması, bu kararlılık ve azmin en önemli
işaretidir.
Bu sempozyumun yapılmasında Rektörümüz sayın Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu’nun büyük destek
ve himayelerini gördük. Rektörümüz, sadece fikrî ve düşünsel plânda kalmamış, sempozyumun
takip ve destekçisi olmuştur. Sayın Rektörümüze, Edirne’de, Trakya Üniversitesi’nde böylesine
anlamlı bir sempozyumu gerçekleştirmemize öncülük ettikleri ve vesile oldukları için çok
teşekkür ediyorum. Bu sempozyumu çağrılı konuşmacı olarak onurlandıran 21. yüzyıl bilgesi
Prof. Dr. İlber Ortaylı hocama, Sempozyumumuza gönüllü desteğini esirgemeyen Kilim
Mensucat grubu adına Makine Mühendisi Nadir Kartal’a teşekkür ediyorum.
Sempozyuma değerli katkılarından dolayı, Üniversitemizin ilgili birimlerine, sempozyuma
gönüllü olarak ve koşarak gelen dostlarım; Tuğra sanatçısı İsmet Keten’e, Emre Çam ve
ekibine, Rektör Yardımcımız ve Konservatuvarı Müdürümüz Prof. Dr. Ahmet Hamdi Zafer’e
teşekkür ediyorum. Sempozyumun bütün yükünü omuzlayan Osmanlı Medeniyeti Araştırma ve
Uygulama Merkezi Müdürü sayın Dr. Öğretim üyesi Tülay Canıtez’e ve onun şahsında değerli
ekibine teşekkür ediyorum.
Ayrıca sempozyum bilim kurulunda görev alan çok değerli bilim insanlarına ve bildiri sunan
değerli katılımcılara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Sempozyum fikrinin ve düşüncesinin başladığı
andan son günün son saniyesine kadar geçen süreçte; bildirilerin tasnifinden kitap
çalışmasına, konaklamadan sergideki tüm eserleri tek tek yerine koymaya kadar her konuda,
büyük emeği olan düzenleme kuruluna, düzenleme kurulunda görev alan değerli çalışma
arkadaşlarım, Doç. Dr. Semiha Kartal, Doç. Dr. Esma Mıhlayanlar, Doçent Dr. Filiz Umaroğulları,
Dr. Öğr. Üyesi Selin Arabulan ve sempozyum sekretaryasında, bitmez tükenmez bir enerjiyle
görev yapan değerli çalışma arkadaşlarım; Dr. Öğretim Üyesi Esin Benian, Öğr. Gör. Banu
Gökmen Erdoğan, Öğr. Görevlisi Funda Selvi, Öğr. Gör. Nur Keskin ve Araştırma Görevlisi Tuba
Hatipler Çibik’e kalbî teşekkürlerimi sunuyorum. Onların dikkat, rikkat, gayret ve özverileri her
türlü takdirin üstündedir.
Uluslararası ve hakemli olarak gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumun, aynı titizlik ve özen içinde,
farklı temalarla uzun yıllar sürmesi, Edirne’den Budin’e, Kalʻa-i Hümame’den Kala-i
Sultaniye’ye, Akmescit’ten Capetown’a, Cezayirden Odessa’ya, Sana’dan Saraybosna’ya,
İstanbul’dan Buhara’ya, Sava’dan, Ürdün Şeria nehrine, Tuna’dan Nil’e kadar uzanan bu
coğrafyada, büyük bir sabır ve gayretle Osmanlı izlerinin araştırılması ve ortaya konması en
büyük isteğimizdir.
Bu sempozyumda nihai hedefimiz sadece bir medeniyeti anlatmak değil; onun şahsında,
rüyalarımıza “Zeytin ağacı, incir dalı, gül yaprağı, papatya tortusu, toprak kokusu, defne
yaprağı, su ve sardunya”yı konuk etmek ve gönüllerimize “bir çiğdem teneffüsü” düşürmektir.
Sözlerimin başında medeniyetimizin özelliklerinden söz ettim. Bizim medeniyetimiz aynı
zamanda; muhabbet, aşk ve şevk medeniyetidir. Bilirsiniz;
“Muhabbet, kuşun uçmasıdır,
Aşk, kuşun, kanadının kırılırcasına uçmasıdır.
Şevk ise, kuşun, kanadı kırıldıktan sonra da uçmaya devam etmesidir.”
Çünkü kanadı kırılan kuş bilir ki onun menzile varması kendinden Kadir-i Mutlak olan Cenab-ı
Hakkın kudretindendir.
Bu duygu, düşünce, inanç ve azimle; nefes aldığımız müddetçe, muhabbet, aşk ve şevkle,
Osmanlı İzlerinin ardından yürümeye devam edeceğiz.
Doç. Dr. Mustafa HATİPLER
Sempozyum Başkanı
Trakya Üniversitesi Osmanlı Medeniyeti Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak her
türlü önyargıdan uzak sadece gerçeklere bağlı bir disiplinle çalışmalar yapma gayreti
içindeyiz. Adalet terazisi ve hoşgörü içinde birlikte yaşamak sofrası olan Osmanlı
Medeniyeti’nin izlerini ortaya çıkarmak ve bu izlerin geçmişte olduğu gibi bugünü ve yarını
aydınlatmasına vesile olmak amacıyla da 17-18 Aralık 2021 tarihleri arasında II. Osmanlı İzleri
Sempozyumu’nu gerçekleştirmekteyiz.
Salgın öncesinde kurulan merkezimiz süreç dolayısıyla bu yılki faaliyetlerini Lübnan’dan,
Mısır’dan, Suriye’den ve Kosova’dan katılan çok değerli hocalarımızın Osmanlı’nın İzlerini
mimarlık bağlamında ele aldığı e-seminerlerle gerçekleştirmiştir. Ayrıca lisans ve lisansüstü
öğrencilerimize, akademik camiaya ve Osmanlıya ilgi duyan herkese hitap edecek
programlar düzenlemeye devam etmekteyiz.
İzlerini sürmeye çalıştığımız Osmanlı Medeniyeti, değerleri ve inançları üzerine kurduğu
kurumlar vasıtasıyla; Molla Fenari’den Kadızade-i Rumi, Ali Kuşçu, Sinan Paşa, Piri Reis, Seydi Ali
Reis, Molla Lütfü ve Altunizade Sabuncuoğlu Şerafettin’e kadar uzanan pek çok bilim insanı,
Evliya Çelebi’den Katip Çelebi’ye kadar uzanan pek çok seyyah, Hoca Saadettin Efendi’den
Aşık Paşazade, Solakzade, Neşri, Naima ve İbni Kemalpaşazade’ e kadar uzanan pek çok
tarihçi ve Matrakçı Nasuh’tan Koca Mimar Sinan’a, Mimar Kemaleddin’e kadar uzanan pek
çok sanatçı, yetiştirmiş bir medeniyettir. Ayrıca bir solukta sayılamayan pek çok eser de bu
medeniyetin önemli izleridir.
İşte bu izlerin ardında, Osmanlı Medeniyeti Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi olarak
sempozyumumuzun bu yılki temasını “Balkanlar” olarak belirledik. Bilindiği gibi Osmanlı
Medeniyeti’nin izlerinin en derin olduğu ve hala silinemediği coğrafyalardan biridir Balkanlar.
Bu izler, sadece yapılardan ibaret değildir. Bu izler lisandan sofra kültürüne, giyim kuşamdan
şehir kültürüne kadar etkisini hala sürdürmektedir.
Sempozyumda, Balkanlar teması çerçevesinde, 9 farklı ülkeden (Türkiye, Almanya, Amerika,
Azerbaycan, Bosna Hersek, Bulgaristan, Kosova, Kuzey Makedonya ve Yunanistan) çok
değerli katılımcılarımızın çalışmaları sayesinde, Balkan coğrafyasındaki Osmanlı izleri ortaya
konmaktadır. 7 oturum ve 37 bildiriden oluşan sempozyumumuzda, Balkanlardaki Osmanlı
izleri, sanat, edebiyat, mimari, hukuk, musiki, kamu yönetimi, iktisat, spor, sosyoloji, tarih ve
sosyal hayat alanlarındaki çalışmalarla sunulmaktadır.
Sempozyumda emeği geçenlere ve katılımcılara teşekkürlerimi sunarım.
Dr. Öğr. Üyesi Tülay CANITEZ
OSMER Müdürü
BİLDİRİLER / PAPERS
Ayhan IŞIK Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki İlk İzleri Seyyidler ve Nakîbü’l-Eşrâf 1
Kaymakamları
The First Traces of the Ottoman Empire in the Balkans Sayyids and
Naqib Al-Ashraf Governors
Esra YILDIZ Şeyhülislâmlık Arşivi Belgelerinde Balkan Uleması (Gümülcine 12
Sancağı)
Balkan Ulama in the Shayk-Al Islam Documents (The Town of
Komotini)
Funda SELVİ Osmanlı Devleti Klasik Dönem Taşra Teşkilatı: Rumeli Beylerbeyliği 25
Örneği
The Classical Period Provincial Organization of the Ottoman State:
The Example of Rumelian Governorship
Mustafa HATİPLER, Balkanlar’da Osmanlı Tımar Sistemi ve Tahrir Defterlerinin İlişkisi 33
Nur KESKİN The Relation of Ottoman Timar System and Tahrir Notebooks in the
Balkans
Lütviyye ASGERZADE Balkanlardan Nahçıvan`a Bektaşilik 41
Bektashilik from the Balkans to Nakhchivan
Μelpomeni An Unknown Hamam in Podochori, Paggaion 54
PERDIKOPOULOU Podochori Paggaion’da Bilinmeyen Bir Hamam
Georgios NATHANAIL Ottoman Traces in Ottoman Veria (Karaferye) Medrese Mosque, Orta 64
Mosque, Karahmet Bridge, The Twin Baths and the Turkish School
Osmanlı Veria'sında Osmanlı İzleri (Karaferye) Medrese Camii, Orta
Camii, Karahmet Köprüsü, İkiz Hamam ve Türk Okulu
Gabriele SCHAFFARTZİK TERRA INCOGNITA-Intercultural Traces in the “Unknown Land” 72
TERRA INCOGNITA- Bilinmeyen Topraklarda Kültürlerarası İzler
Metin COŞGEL, The Economic Geography of Ottoman Balkans: People and Places 80
Sadullah YILDIRIM Around 1530
Osmanli İktisadi Cografyası: 1530 Civarı Balkanlarda İnsanlar ve
Mekânlar
Rifat GÜRGENDERELİ Balkanlarda Yazılmış Türkizma Sözlükleri Bağlamında Ðorđe 87
Popović’in Türkizma Sözlüğü “Turske İ Druge İstočanske Reči U
Našem Jeziku” Üzerine Değerlendirme
Evaluation of Ðorđe Popović's Turkisma Dictionary "Turske İ Druge
İstočanske Reči U Našem Jeziku" in the Context of Turkisma
Dictionaries Written in the Balkans
Müberra GÜRGENDERELİ Şehrengizlerde Rumeli Şehirlerinin Tasvirleri 94
Depictions of Rumeli Cities in Şehrengiz
Fatma ÇALİK ORHUN Türk-Macar İlişkilerinde Dostluk Sembolü: Gül Baba 108
The Symbol of Friendship in Turkish-Hungarian Relations: Gül Baba
İlir RRUGA Osmanlı İstanbulundan Arnavutluk’a Bir Piskoposun Öyküsü Kristofor 119
Kisi’nin Ortodoks Kilisesine Katkıları
The Story Kristofor Kisi: A Bichop from Ottoman Istanbul to Albania
and the Contributions of to the Orthodox Church
Sena METALAR, 1963 Üsküp Depremi Sonrası Kent Merkezi Planı ve Eski Şehir İlişkisi 127
Murat GÜL The Relationship Between the Skopje Center Plan and the Old City
After the 1963 Earthquake
i
Mirëjeta SIMITÇIU, Yakova’da Tarihi Kent Merkezinin Kentsel Dönüşümü (Kosova) 139
Selin ARABULAN Urban Transformation of Historic City Center in Gjakova (Kosovo)
Remziye GÜNER, Edirne Karaağaç’taki Tescilsiz Yapıların Tarihi Dokuya Katkısı Üzerine 151
Gülbanu YILMAZ Bir Araştırma
A Research on the Contribution of Non-Registered Buildings to the Historical
Texture in Karaagac District of Edirne
Recep KERKEZİ, Osmanlı Mimarisinde Sürdürülebilirliği Tanımlamak: Eski Şadırvan 159
Pınar KISA OVALI Çarşısı İncelemesi- Prizren/Kosova
Defining Sustainability in Ottoman Architecture: Prizren Old Shadirvan
Bazaar / Kosovo
Levent MENGA, Sosyo-Ekonomik ve Çevresel Sürdürülebilirlik Bağlamında 171
Pınar KISA OVALI Ohri Geleneksel Konutlarının İncelenmesi
Examination of Ohrid Traditional Houses in the Context of Socio-
Economic and Environmental Sustainability
Semiha KARTAL Balkan Ülkelerinin Pasif Ev Potansiyeli-Yunanistan/Volos Örneği 183
Passive House Potential of Balkan Countries-Example of
Greece/Volos
Osman Ümit SİREL Balkanlar’daki Başkenti Edirne’de Osmanlı’nın Mimari İzlerinin 191
Korunması Sorunu: Selimiye Külliyesi Çevresi Örneği
The Problem of Conserving Ottoman Architectural Traces in Edirne, the
Ottoman Capital in the Balkans: The Example of the Surroundings of
the Selimiye Complex
Merve ARSLAN ÇİNKO, Edirne’de Bir Osmanlı Eğitim Kurumu Olarak Rüşdiyeler ve 204
Zeynep ERES Geçirdikleri Değişimlerin Değerlendirilmesi
Intermediary Schools (Rüşdiye) as an Ottoman Educational Institutation
in Edirne and the Evaluation of the Changes in Time
Ayşe AVŞİN, Bosna-Hersek’in Konjic Şehrinde Yer Alan Osmanlı Dönemi 217
Süheyla YILMAZ, Eseri Tarihi Konjic Köprüsü’nün Rekonstrüksiyon Çalışmaları
Esat M. PARTAL Reconstruction Works of the Historical Konjic Bridge, Ottoman Period Work, in
Konjic, Bosnia and Herzegovina
Süheyla YILMAZ, Bosna-Hersek’te Bulunan Tarihi Sokollu Mehmet Paşa Köprüsü’nde 226
Ayşe AVŞİN, Yürütülen Restorasyon Proje ve Uygulama Çalışmaları
Esat M. PARTAL Restoration Project and Application Works of Historical Sokollu Mehmet
Paşa Bridge in Bosnia and Herzegovina
Mümin TAHİR Orta Kol’da Kritik Bir Geçiş Noktası; Mustafapaşa Köprüsü 235
A Critical Passing Point in the Middle Road; Mustafapasa Bridge
Vlora DEMİRİ Kalkandelen’de Osmanlı Döneminden Günümüze Kalan 241
En Önemli Yapılar Alaca Camii ve Harabati Baba Tekkesi
The Most Important Buildings from the Ottoman Period in Tetovo
Painted Mosque and Arabati Baba Tekke
Ejup DULLINJA Kosova'da Osmanlı Dönemi Hamamları Üzerine Bir Araştırma 254
A Research on Ottoman Period Baths in Kosovo
Yasemin HOCA CAFER Kuzey Makedonya’da Kent Simgesi Olarak Osmanlı Dönemi Saat 266
Kuleleri
Ottoman Period Clock Towers as City Icons in North Macedonia
ii
Nursena MENTEŞ, Balkanlar’daki Osmanlı Tekke Mimarisinin Harabati Baba ve 276
Sabra BİLMENOĞLU Blagay Tekkeleri Üzerinden İncelenmesi
ÖZHAN,
An Examination of Ottoman Dervish Loudge Architecture in the Balkans
Sennur AKANSEL
Through Harabati Baba and Blagay Dervish Loudge
Banu GÖKMEN Bir Osmanlı Mirası Evliya Kasım Paşa Camii Koruma Sorunları 286
ERDOĞAN, An Ottoman Heritage Evliya Kasım Pasha Mosque’s
Tuba HATİPLER ÇİBİK Preservation Issues
Engin BEKSAÇ, II. Murat ve Üç Şerefeli Cami 293
Şule NURENGİN BEKSAÇ II. Murat and the Three Honorable Mosque
Diba CELİNA BAYMAK Kosova Türk Halkında Kına Ritüelleri 304
Henna Rituals in Kosovo Turkish People
Fehim HUSKOVİÇ Osmanlı İmparatorluğu’nun Boşnak Kültür Mirasına Etkisi 314
The Influence of the Ottoman Empire on Bosnia Cultural Heritage
Nefize B. RAMADAN, Osmanlı Mirası Kapsamında Bulgaristan Türklerinin Yemek Kültürü 317
Burak İŞÇİMEN In the Context of Ottoman Heritage Food Culture of Bularistanlı Turks
Amer MASLO, Osmanlı Bosna’sında Sağlık Hizmetlerine İlişkin Literatür Üzerine Bir 325
Emina MOSTİC İnceleme
A Study on the Literature about Healthcare in Ottoman Bosnia
Hacer ATEŞ Şer’iyye Sicillerine Göre XVII. Yüzyılda Mostar’da Aile Hayatı 337
Family Life in the Seventeenth Century Mostar in the Light of Court
Registries
Nilgün BECENEN Geleneksel Kumaş Para Keseleri ve Edirne İli Örnekleri 346
Traditional Fabric Money Pouches and Examples of Edirne Province
Nilgün KÖKSALAN, Destinasyon Markalamasında Sembol Yapıların Rolü: Balkanlarda 352
Mustafa HATİPLER Bulunan Osmanlı Eserleri Üzerinden Bir Değerlendirme
The Role of Symbol Structures in Destination Branding: An Evaluation on
Ottoman Artifacts in the Balkans
iii
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
AN UNKNOWN HAMAM IN PODOCHORI PAGGAION
PODOCHORI PAGGAION’DA BİLİNMEYEN BİR HAMAM
Melpomeni Perdikopoulou
Aristotle University of Thessaloniki, Departement of History and Archaeology, Macedonia,
Greece
[email protected]
ABSTRACT
On the southwest outskirts of Paggaio in Kavala, near Podochori, lays an unknown hamam. The hamam,
which is shaped like a “Γ”, today consists of two spaces, the lukewarm space which occupies the
eastern part of the hamam and the warm space along with the boiler with the adjacent (external)
space of the tank, as well as the space of the hearth. It is possible that the original design of the hamam
included another space to the west, which would lead to the side entrance and would function as a
locker room-toilet. However, based on the current form of the building, this space was never
constructed or was made out of wood and has left little traces on the building. The Paggaio region
along with the city of Kavala (the Byzantine Christoupolis) were occupied by the Ottomans by the end
of the 14th century. In the early years, the Muslim population of Podochori was limited, based on tax
records that have been translated and published. According to the same source, in the last decades of
the 15th century, there is an increase in the number of Muslims in the area. The construction features of
the hamam seem to be in line with the above hypothesis. The use of plinth in the external masonry of
the hamam, the use of spherical triangles, as they were found in the warm space, as well as the
existence of Islamic arches date back to the end of the 15th century.
Keywords: Architecture, Hamam, Paggaion, Kavala, Greece
MAİN PART
On the southwestern fringe of the Paggaion mountain, lies the village of Podochori. Αt the
northern side of the village and near a stream (Kryorema) stands an ottoman hamam.
Picture 1. The eastern side of the hamam. (Private archive of the author)
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
54
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
According to a new critical evaluation and interpretation of the already known testimonies
and published sources, the prevailing view is that Christoupolise’s (Kavala) defense
weakened by the constant raids of the Gazis ("warriors of the faith"), the destruction of its
surrounding countryside, and perhaps the long blockades (since 1371 -1374) and finally
capitulated and surrendered in 1382 or 1383 (Skaltsas, 1930). According to the testimony of a
Turkish chronicler, Gazi Evrenos together with Lala Sahin "conquered Kavala, Drama and
Zichna, Serres, and took these vilayets one by one by treaty" (Cheiladakis, 2010).
In conclusion, we can assume that at the same time as Kavala, perhaps even earlier,
Podogoriani-or Podochori (as it is known today) also passed into the hands of the Ottomans.
One hundred and fifty years later, in 1535, Podogoriani served as the administrative center of
the Ottomans in the western Pieria valley and belonged to the district (Kaza) of Drama
(Stefanidou, 2007).
Podogoriani was perhaps the only and ideal choice for the establishment of the Ottoman
administration. Built on the slopes of two hills, with a stream, the village is overgrown with
plane trees, poplars and walnut trees. It is protected from the icy north winds, with mild
winters and cool summers.
Not much is known about the village in the 14 th and the 15th centuries, as the written sources
are either scarce or unpublished. On the contrary, from the 16 th century on the written
sources reveal a lot for the history of the area, due to the fact that the village and the lands
surrounding it were turned into a vakif by the Sultan Suleyman I (1520-1566) (Papazoglou,
1987). In 1535 (942 year of Egira) the lands, that belonged to the monastery of Dionysios of
Mount Athos, on the border of the village Orfani, were taxed an annual of 865 whites (akçe).
This entry is in a Sultan cadastral register (tefter sureti) at the end of the month of Revul Achir
(the fourth month of the Arabic lunar calendar) of the year 942 (Papazoglou, 1987).
In 1567 (on the third day of the month of Cemazil Achir (the sixth month of the Arabic lunar
calendar) of the year 975 of Egira) Potogorgiani (as it is written in the ottoman sources) was
ruled by a zambite (a junior official of the Ottoman Empire and held mainly police duties),
who confirms with proof that he received from the monks of the Monastery of Dionysios, for
the metochi of Orphan, 2500 whites as tax for the year 1566 (974) (Papazoglou, 1987).
The monks of the Monastery used to pay 1500 whites, but due to the fact that many of the
Christians of the Orphan region offered their fields to the monastery, they agreed to pay 2500
whites. The monks of the Monastery of Dionysiou also cultivated part of the vakif estates of
Sultan Gazi Suleiman in the vakif village of Potogorgiani (Podochori) (Papazoglou, 1987).
Based on a letter sent to the kadi of Pravista (now Eleftheroupoli), we deduce that Podochori
was still governed during the 17th century by a zambite (Papazoglou, 1987).
According to the the tax registries, the population of Podochori consisted of Muslims and
Christians, with the Muslims being the dominant religious group up until the early 17th century,
when the Christians grew in numbers (Karathanasis, 2002).
Nowadays, the Muslim building infrastructure of the village consists solemnly of the hamam.
The ottoman bath is built right next to the river that runs through the village and was part of a
building complex that included a medrese and a cami. These two latter buildings were
destroyed by the Greek army in 1912 (Doukata, 1997). Although, during our surficial research
some parts of the building complex were located to the southwest of the hamam.
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
55
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
Figure 1. Contour plan of the area (drawing by the author)
The hamam nowadays consists of two separate spaces along with the ruined cauldron and
water tank areas. The floorplan is shaped like the Greek letter gamma (“Γ”) and measures up
to 8,40 x 4,50 m. Initially, it consisted of four separate spaces, the lukewarm space (soğukluk in
Turkish), which occupied the eastern part of the hamam, the warm space (sıcaklık in Turkish)
along with the cauldron space, the external water tank and the hearth.
The lukewarm space, with dimensions 1,60 x 3,10 m., has two separate entrances. The main
entrance is on the eastern side of the hamam, with a width of 60 cm. and a height of 1.90 m.
from the original floor, and culminates in a slighted pointed arch. A flange, with dimensions
10x10 cm. surrounds the entrance on the right and left and has a staggered configuration,
thusly emphasizing even more the main entrance to the hamam, whilst the same stylization
can be found on the inside. It consists of two panels, which opened counterclockwise, as can
be inferred from the rings, which are kept embedded in the body of the masonry. The side
entrance, which is 58 cm wide, is located on the west side and is shaped in the same way as
the east one, but has a flange only on the inside and had one panel, which also opened
counterclockwise.
Figure 2. The floorplan of the hamam (drawing by the author)
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
56
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
Picture 2. The two entrances from the inside of the hamam (personal archive of the author)
Picture 3. The west side and entrance to the hamam (personal archive of the author).
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
57
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
It is possible that the original plan of the hamam included another space to the west, which
would lead to the side entrance and would function as a locker room. However, based on
the current form of the building, this space was never constructed, or was built with materials,
that are not easily preserved, like wood.
On the axis of the west and east side, two niches are opened, one on each side. The niches,
which are quite damaged, and of semicircular cross section, rise at a height of 50 cm from
the original floor of the hamam. Each niche is 1.10 m high, 57 cm wide and 25 cm deep and
functioned as seat for the bathers. On the east wall of the lukewarm space a niche is
opened, which is 43 cm. high, 24 cm wide and 25 cm. deep and it was probably used for
depositing necessary for bathing objects.
Picture 4. The niches in the lukewarm space (personal archive of the author)
The lukewarm space had hypocausts, which are now damaged and some completely
destroyed, as can be seen on the peripheral footprint of the original floor, which was about
25 cm above the current level. The destruction of the hypocausts and the floor revealed that
the foundation of the dividing wall of the warm and the lukewarm space is interrupted by two
openings, which are 60 cm wide and 30 cm high, below the initial floor for the circulation of
hot smoke. A second footprint above the original floor is indicative of the existence of a
perimeter bench for bathers to rest.
The lukewarm space is covered by a scaphoid vault, which has six hexagonal lighting holes,
with an opening of 25 cm, of which only three survive today.
On the same axis and a little northern to the entrance of the lukewarm space lies the
entrance to the warm space of the hamam. It is shaped, like the secondary entrance of the
lukewarm space, with an inner flange and a single panel, which opens towards the warm
space, so that water vapor could pass into the warm space. It is noteworthy that in all three
doors of the hamam and at a height of 22 cm above the arch of each entrance the rings
from which were hung oil lamps for interior lighting are preserved.
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
58
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
Picture 5. The entrance to the warm space from the point of the warm space (personal archive
of the author)
The warm space is square in plan, with each side being 3.10 m. The initial level of the floor
can be calculated from its trace at its the entrance, while in the perimeter walls and 50 cm
above the initial floor, the imprint of the perimeter bench which was used for the bathers to
rest, is found. At the same time two half-destroyed niches, of semi-octagonal cross section
with pointed end and 54 cm wide, 1.10 m high and 26 cm deep, had the same use as the
bench. The warm space is also adorned by three niches on the north, the south and west
wall, the dimensions of which are the same as the corresponding niches of the lukewarm
space, while their function is also exactly the same.
Picture 6. The opening to the boiler room (personal archive of the author)
The warm space communicated with the boiler room through an opening, 40 cm wide and
65 cm high, which is located 1.80 m above the initial floor and served for the circulation of
the steam and as an entrance to the boiler room for its cleaning and maintenance.
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
59
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
Due to the destruction and the lowering of the initial floor level of the warm space, three
openings, measuring 50x30 cm, were revealed at the foundation of the dividing wall
between the warm space and the boiler room, for the smoke to enter the hypocausts under
the floor of the warm space. Due to the damage to the walls, vertical clay pipes were
discovered in six different locations, with an inner diameter of 14 cm, and at a distance of 20
cm from the inner side of the wall, that were used to remove the smoke from the hypocausts
to the roof.
Thereby, the smoke heated the lukewarm and warm space, as well as the walls of the
hamam. Clay pipes run through the three walls of the warm space, vertically and horizontally,
with a diameter of 10 cm, for the circulation of hot and cold water. They are in contact with
the wall and at a distance of 5 cm between them. From the arrangement of the clay pipes
and the fact that they intersect in the middle of the western and eastern wall, it is concluded
that there were at least three troughs, none of which survive today, in the warm space.
Figure 3. Cross-section of the warm space (drawing by the author)
Figure 4. Cross-section of the hamam (drawing the author)
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
60
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
As for the floor of the space, it was marble, as the traces of the floor on the perimeter walls
betray, while the floor of the warm space would be constructed of the same material.
The warm space of the hamam is covered by a hemispherical dome, 40 cm thick, which rests
through four spherical triangles on the perimeter masonry, that has a thickness of 70 cm, The
dome has an opaion, 80 cm in diameter, which is surrounded by eight hexagonal skylights,
with an opening of 25 cm, arranged in two squares, one inscribed in the other.
Figure 5. View of the means of housing of the two spaces (drawing by the author)
Nothing survives from the boiler room today, except its outline. Based on similar examples
(Kanetaki, 2004) (Stefanidou, The hamams in Greece: their typology and evolution, 2004), this
space was covered with a semi-cylindrical arch. In contact with the boiler room was the area
of the water tank, which was rectangular in shape and open. Based on the floor plan of the
bath and the existence of a clay pipe on the outer north wall, the tank was supplied with
water brought by the clay pipe from the adjacent river, which flowed through the nearby
village of Podochori. Externally, the areas of the hamam are distinguished only by the way
they are roofed.
The bath is built with bricks, slates, carved tufa and crude stones. The interior is built exclusively
out of bricks, 4 cm thick. In the outer masonry there are inserted horizontal intermittent strips of
two or three rows of bricks, without following any particular rule. In addition, bricks have been
used as the exclusive material in the openings, as well as in the roofing of the hamam spaces,
with predominant dimensions 25x25x4 cm. On the inside, the hamam was coated with
hydraulic mortar, based on the traces which are preserved on the walls, for resistance to high
temperature and moisture, which developed inside the hamam. Finally, the walls of the warm
space were decorated, judging by the traces of the blue straps in the spherical triangles.
Externally the hamam was coated with a thin layer of hydraulic mortar, reinforced with
grated tile. Finally, that same mortar acted as a binder.
The hamam was supplied with water from the adjacent river, which according to the
testimonies of the older inhabitants of the village, always had a flow. At a distance of 12 m
from the bath, on the bank was found a base of a pillar, which was used for lifting and
transporting water to the west side of the hamam, which is exactly in the same straight line.
With the use of clay pipes and the help of two stone consoles, which are fixed to the west
wall, the water was led to the tank and then into the hamam, as pipes have been located in
the masonry.
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
61
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
Figure 7. The north side of the hamam (personal archive of the author)
RESULTS
According to the previous description, the hamam of Podochori belongs to a whole
construction phase, as no interventions or alterations were found in it. It was built to meet the
needs of the Muslim community, being open on different days or hours of the day for men
and women.
Based on the floorplan of the hamam and the general layout, it can be integrated in the
third type, according to the typology of Aim.Stefanidou (Stefanidou, The hamams in Greece:
their typology and evolution, 2004) and in the short dimensions type of hamams, according to
the typology of El.Kanetaki (Kanetaki, 2004)1
As for the dating of the hamam, there is no reference in the published sources about it, so its
dating will be based on construction and decoration details, the history of the village and the
comparison with other hamams. The pointed-Islamic arches in the warm area move the
dating of the hamam form the 15th century, when the builders were not yet able to form
Islamic arches, being used to round ones. Another component that points further from the
15th century are the arches of the shelves that are opened on the walls of the hamam. The
formation of the arches suggests an experienced builder in the construction of such a
contour.
Furthermore, the conversion of the village into a vakif estate by Suleyman I in the mid-16th
century may point toward an increase of its population, with the Muslims dominating the
Christians, a rise that is mentioned in the written sources, hence the need of a hamam.
Consequently the turning of a village into a vakif, may have served as a motive for Muslims to
move to the village and settle there. The rise of the Christian population of the village should
be considered as a terminus ante quem for the construction of the hamam.
According to Stefanidou, this type of hamam is built mostly from the 17 th century on
(Stefanidou, The hamams in Greece: their typology and evolution, 2004), although the
hamam in Podochori should be dated a little earlier, probably in the middle to the late 16 th
century before the rise of the Christian population of the village. The conversion of the village
1
The suggested typology was chosen due to the fact that the two researchers relied on the hamam found in the
Greece which are much different and smaller compared to the ones in Bursa, Edirne and Istanbul).
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
62
II. Uluslararası Osmanlı İzleri Sempozyumu, 17-18 Aralık 2021 Edirne / TÜRKİYE
II. International Ottoman Traces Symposium, December 17-18, 2021 Edirne / TURKEY
into a vakif would not deter from building a hamam, the incomes from which would be
added to whole of the village.
REFERENCES
Cheiladakis, N. (2010). Evliya Chelebi, Travels in Greece. Athens: Ekati.
Doukata, S. (1997). District of Kavala, Podochori, Ottoman bath. Archaiologiko Deltio, pp. 889-890.
Kanetaki, E. (2004). Ottoman Hamams in the Greek Territory. Athens: Technical Chamber of Greece .
Karathanasis, A. (2002). The bay of Orfanio and its region. Thessaloniki: Maiandros.
Nikos, C. (2010). Evliya Chelebi, Travels in Greece . Athens: Hekati.
Papazoglou, G. (1987). Translated Turkish documents of the metochi" Orphani "of the Monastery of Dionysios of
Mount Athos (1535-1733)". Kavala: Historic and Literary Archive of Kavala.
Skaltsas, K. (1930). History of Kavala (Istoria tis Kavalas). Kavala: Historic and Literary Archive of Kavala.
Stefanidou, A. (2004). The hamams in Greece: their typology and evolution . Sto Velos tou hronou: honorary volume
to professor George Lavvas, pp. 85-118.
Stefanidou, A. (2007). The city-port of Kavala during the ottoman rule. Kavala: Historic and Literary Archive of Kavala.
Trakya Üniversitesi / Edirne 2021 M. Perdikopoulou
63